Sn."kemalbabaoglu" dikkatine;
Evet; "Devlet, mülkiyet hakkını yüzölçümüyle değil, sınırlarıyla güvence altına alır." Yargıtay kararları bu doğrultudadır. Ancak sınırlar net olarak ortaya konabiliyorsa... "Azizin tarlası, Osmanın tarlası gibi ifadeler kullanılmıştır bu kişiler de tanınmamaktadır" diye siz de yazmışsınız. Tahminin, bahsettiğiniz yerlerin sınırları tam olarak belli değil, sizin yerlerinizin bitiminde belirgin bir sınır da yok. Sınır olarak dereden de bahsediyorsunuz ama dere her zaman sabit sınır olarak görülmez. Çünkü yatak değiştirmesi mümkün olan dereler vardır. Yatak değiştirmediği bilirkişi raporuyla kesin olarak ortaya konabiliyorsa, o kısım bazında bir sınır sabitlemesi yapılabilir ama takdir edersiniz ki o da bütün sınırların sabitlenmesi anlamına gelmez.
Diğer konu, İcra ilânlarında 1250 dönüm, tapu senetleri toplamı 120 dönüm diyorsunuz. Bu kadar bariz hata olmaz ama ortada bir hata var?... Bu konuda sonuca şu şekilde ulaşmak gerekir. İcraya çıkan taşınmazlar toplamı 1289 tarihli tapu idi. Önce bunun tapu siciline (zabıt defterine) bakmak gerekir. Esas olan odur...
Sicilde yazan ya da yazanların toplamı (yaklaşık ya da net) 120 dönüm iken icra ilânına 1250 dönüm olarak mı çıkmış, yoksa 1289 tarihli kayıt ile icra ilanına çıkan aşağı yukarı eşit ya da birbirine çok yakın olduğu halde, daha sonra düzenlenen tapu senetlerinin toplam miktarı mı 120 dönüm gösterilmiş.
Eğer 1289 tarihli kök kaydı 120 dönümü işaret ediyorsa, yapacak bir şey yok. Kaldı ki, dedeniz de Cemil isimli kişiden o yeri yeniden satın alırken tapu senedinde de (kaydında da) toplamda 120 dönüm idi... Yok eğer, ilk kök kaydı 1250 dönümü işaret ediyorsa (ki kök kaydı ile icra ilânındaki birbirini teyit ediyor demektir); o zaman bu yöndeki iddianızı dile getirmek istiyorsanız; (Usul ekonomisi açısından) aynı davada dile getirebilirsiniz. ... Hüseyin KOÇAK